canada pharmacy online cialis - cialis - viagra timing

Kuş Gribi (Avian İnfluenza)

KUŞ GRİBİ

Avian influenza, halk arasında tavuk vebası veya kuş gribi olarak da bilinen, influenza A grubu virüslerin sebep olduğu, kanatlı hayvanlarda solunum ve sinir sistemine ait belirtilerle birlikte, yüksek bulaşma ve ölüm hızıyla seyreden akut bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalık çok büyük ekonomik kayıplara yol açmaktadır. İnfluenza virüsünün A, B ve C olmak üzere antijenik tipleri mevcut olup, B ve C antijenik tiplerinin sadece insanlarda hastalık oluşturduğu, A tipinin ise kanatlılarda solunum ve sinir sistemine ait belirtilerle karakterize avian influenza (tavuk vebası) hastalığını oluşturduğu bilinmektedir.

Avian influenza, ortomiksoviride (ortomyxoviridae) ailesinden influenza grubuna ait RNA genetik materyali bulunan influenza A virüsüdür. Patojenitelerine göre değişmekle birlikte, kanatlı hayvan türlerinden izole edilen birçok serotip bulunmaktadır. Bilinen 15 farklı hemaglutinin (HA) ve 9 farklı nöraminidaz (neuraminidase, NA) tipinin varlığı söz konusudur. Bütün yüksek patojeniteli epidemilerin, influenza A virüsünün H5 ve H7 serotiplerinden kaynaklandığı bildirilmektedir.

Bulaşma ve Epidemiyolojik Bilgiler

Virüsün hava yolu ile taşınması birkaç kilometre ile sınırlıdır. Ayrıca, hastalık böcekler, kan emici sinekler ve kemiriciler vasıtasıyla enfekte hayvanlardan duyarlı olan hayvanlara mekanik olarak bulaşabilmektedir. Hastalığın kanatlılardaki kuluçka süresi genel olarak 3-5 gündür. Bu sürenin, daha kısa olabileceği gibi 7 günü bulabileceği de ifade edilmektedir.

Avian influenza, 100 yıl önce ilk olarak İtalya’da tanımlanan ve dünyanın değişik yerlerinde de zaman zaman epidemiler şeklinde ortaya çıkan bir hastalıktır. Hastalığın doğal saklayıcısının göçmen su kuşları -özellikle yaban ördekleri- olduğu belirtilmektedir. Virüsün saklayıcıları enfeksiyona dirençlidir; ancak, diğer kuşlar duyarlıdır. Evcil kanatlı hayvanlardan tavuklar ve hindiler hastalığa oldukça duyarlı olup bu hayvanlarda hızlı fataliteyle seyreden epidemiler şeklinde otaya çıkmaktadır. Hastalığın horizantal bulaşması (yatay bulaşma, hayvandan hayvana bulaşma) çok rastlanan bulaşma şeklidir. Vertikal bulaşma (dikey bulaşma, tavuktan yumurta yoluyla civcive geçiş) ile ilgili kesin bir kanıt bulunmamaktadır. Enfekte hayvanlardan elde edilen yumurtaların kabuklarında etkenin varlığı belirlenmiştir. Hastalık kanatlılarda hafif bir hastalık tablosu şeklinde veya yüksek bulaşıcılık ve hızlı fatalite gösteren ciddî epidemiler halinde karşımıza çıkmaktadır. Hastalık etkeni enfekte hayvanlarla doğrudan veya dolaylı olarak temasta bulunan evcil kümes hayvanlarına bulaşmakta ve bu hayvanlarda şiddetli salgınlara sebep olabilmektedir. Hastalıkta morbidite ve mortalite hızları % 100’ü bulabilmektedir. Kuş ithalat ve ihracatlarının hastalığın epidemisinde önemli yeri bulunur. Bu şekilde gerçekleşen hayvan hareketleriyle virüsler büyük bir alana yayılabilmektedir.

Yapılan araştırmalar, virüsün esasen düşük patojeniteye sahip olduğu, ancak, kanatlı popülâsyonu arasındaki kısa süreli dolaşımıyla mutasyona uğrayarak yüksek patojenite kazandığı merkezindedir. Bu anlamda, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) 1983-1984 epidemisinde H5N2 virüsü başlangıçta düşük bir mortalite hızına sahipken, altı ayda yüksek bir patojenite kazanarak yaklaşık % 90’larda seyreden bir mortalite hızına ulaşmıştır. Söz konusu epidemide, kontrol için ABD’de yaklaşık 65 milyon dolar değerindeki 17 milyon kanatlı hayvan itlaf edilmiştir. İtalya’daki 1999-2001 H7N1 influenza A alt tip epidemisinde de başlangıçta düşük patojenite gösteren virüs, dokuz ay içinde mutasyona uğrayarak yüksek patojenite kazanmıştır. Bu epidemide de yine 13 milyon kanatlı hayvanın bir kısmı ölmüş, bir kısmı da itlaf edilmiştir.

Enfekte çiftliklerin karantinaya alınması ve etkene bir temasın söz konusu olduğu sürülerin itlafı ile standart kontrol metotlarının uygulanması hastalığın yayılmasını engellemek için gereklidir. İnfluenza A yüksek bulaşıcılığı yanında çiftlikler arasında araç-gereç, yiyecek, kafes, elbise veya diğer ekipmanlarla kolayca taşınabilmektedir. Yüksek patojeniteli virüsler, özellikle çevre ısısının düşük olduğu yerlerde, uzun süre canlı kalabilirler. Bu sebeple, korunma yöntemlerinin ve iyi bir kontrol sisteminin uygulanmaması durumunda epidemiler yıllarca sürebilir. Örneğin, Meksika’da 1992 yılında görülen H5N2 epidemisi düşük bir patojeniteyle başlayıp mutasyonla fatal bir karakter kazandığından 1995 yılına kadar kontrol altına alınamamıştır. Bütün influenza A tipleri konağın bağışıklık sistemine iyi uyum sağlamaları ve genetik değişime uğramaları sebebiyle insanlarda düzenli mevsime bağlı epidemilere yol açmaktadır.

Avian influenza virüsünün, normalde kuşlar ve domuzlar dışındaki türlerde hastalık yapmadığı bildirilmekle beraber, 1997 yılında Hong Kong’da kümes hayvanlarında meydana gelen ve virüsün H5N1 serotipinin sebep olduğu salgında, 18 kişide şiddetli solunum yolu hastalığının belirlendiği, bunlardan 6 kişinin öldüğü, etkenin de kümes hayvanlarında salgına yol açan avian influenza A serotipiyle aynı olduğu ilk defa bildirilmiştir. Konuyla ilgili araştırmalarda da bu kişilerin enfekte kümes hayvanlarıyla çok sıkı temasta olduğu anlaşılmıştır. Yapılan genetik mahiyetli çalışmalarda ise insanlarda görülen hastalığın, kanatlı hayvanlarda görülenlerle bir benzerliğinin bulunduğunu ortaya konmuştur. Bu vak’alarla, Hong Kong’daki kanatlı hayvanlarda görülen influenza A arasında bir koinsidanstan bahsedilmektedir. Hong Kong’daki bu epidemide bir buçuk milyon kanatlı hayvanın itlafı ile gerekli önlemlerin alınması, hastalığın insanlara geçişini ve büyük bir pandeminin ortaya çıkmasını önlemiştir. Hong Kong’da 2003 yılı Şubatında, biri ölümle seyreden avian influenza H5N7 alt tipli 2 vak’a görülmüştür. Bu vak’aların Güney Çin’e seyahat ettiği hikâyesinin olduğu bildirilmiştir. Şubat 2003’te Hollanda’da yüksek patojeniteye sahip H7N7 alt tipinin sebep olduğu epidemide, bir veteriner hekimin öldüğü, 83 kişide de hafif hastalık tablosunun görüldüğü bildirilmiştir. Yine Hong Kong’da 1999 yılında H9N2 alt tipine bağlı hafif seyirli iki vak’a, 2003 yılı Aralık ayı ortalarında da hafif seyirli bir vak’a bildirilmiştir. H9N2 alt tipi kanatlı hayvanlarda yüksek patojeniteli bir seyir göstermemektedir.

Vietnam’ın kuzeyinde 2004 yılı Ocak ayında ciddî şiddetli solunum yolu hastalığıyla seyreden bazı vak’alar görülmüş ve yapılan lâboratuvar incelemelerinde etkenin avian influenza A H5N1 olduğu belirlenmiştir. Virüsün insanlara bulaşması, enfekte hayvanlara veya enfekte hayvanların dışkıları, salyaları, burun ve boğaz salgıları vb. materyalleriyle temasla veyahut da enfekte materyalle kontamine olmuş yüzeylere temas sonucunda olmaktadır. Buna ilâveten, kontamine materyallerden havaya karışan virüslerin solunmasıyla da bulaşma söz konudur. Bugün için etkenin insandan insana bulaştığına dair kabul edilebilir bir delil yoktur. İnsanlardaki influenza A H5N1 serotipinin sebep olduğu enfeksiyonlarda ateş, boğaz ağrısı, kas ve eklem ağrılarıyla, kuru öksürük, solunum güçlüğü ve viral pnömoni gibi solunum sistemine ait belirtiler görülmektedir. Avian influenzanın alt tiplerinden H5N1, hızlı bir şekilde mutasyon geçirme yeteneğinin olmasında ve bunun sonucunda diğer türler için de enfekte edici nitelik kazanabilmesinden ötürü daha ciddî görülmektedir. Hayatta kalabilen enfekte kuşlar dışkı ve ağız salgılarıyla en az 10 gün süreyle virüsü çıkarırlar. Bu durum, hayvan satışları ve göçmen kuşlar vasıtasıyla virüsün yayılmasına kaynak teşkil etmektedir. H5N1 yüksek patojeniteli epidemilerin kaynağıdır. Aralık 2003 ortalarında Kore’de ve diğer Asya ülkelerinde özellikle halk sağlığını tehdit eden etken olmuştur. H5N1 alt tipi 1997 yılında insanları enfekte etmiş ve 2004 yılı Ocak ayında tekrar ortaya çıkmıştır. Bu yönüyle H5N1 alt tipi insanlar için daha büyük bir tehdit unsuru olarak görülmektedir. Aralık 2003’ten bugüne kadar avian influenza H5N1 alt tipin sebep olduğu vak’a ve ölüm sayıları Dünya Sağlık Teşkilâtı kayıtlarına göre 20.10.2005 itibarıyla, Endonezya’da 5 vak’a 3 ölüm, Viet Nam’da 91 vak’a 41 ölüm, Tayland’da 18 vak’a, 13 ölüm, Kamboçya’da da 4 vak’a ve 4 ölüm şeklindedir.

Tanı

İnfluenza tanısı için hızlı ve güvenilir test metotları mevcuttur. Ülkemizde de gerek veteriner araştırma enstitüleri gerekse Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı Lâboratuvarlarıyla bazı tıp fakültelerine ait lâboratuvarların, lüzumu halinde gereken çalışmaları yapabilecek alt yapıları bulunmaktadır.

Tedavi

Viral kaynaklı hastalıkların tedavisinde genel yaklaşım, belirtilere yönelik tedavi uygulanması merkezindedir. Ancak, başta avian influenzanın H5N1 serotipi olmak üzere, değişik avian influenza alt tiplerine etkili olduğu bildirilen oseltamivir adlı antiviral ilâcın günde 2 defa 75 mg dozunda 5 gün süreyle kullanılabileceği ifade edilmektedir. İlâç, hastalığın başladığı ilk iki gün içinde başlandığında daha etkili olmaktadır.

Korunma ve Kontrol

Kanatlılarda hastalığın belirlenmesi halinde yetkili kurum ve kuruluşlarca gerekli önlemler alınmalı ve ilgili mevzuatı gereği karantina, itlaf ve dezenfeksiyon gibi uygulamalar eksiksiz yerine getirilmelidir. Ülkemizde bu alandaki hizmetler Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından yapılmaktadır. Elde edilen bilgiler, hastalığın insanlardaki şeklinin, özellikle hastalığın görüldüğü çiftliklerle alâkalı olduğunu gösterdiğinden, tavuk çiftliklerinde çalışanların korunma önlemlerini uygulamaları (eldiven, maske, gözlük, kişisel hijyen vb.) sağlanmalı, bu kişiler hastalıkla ilgili olarak bilgilendirilmeli ve bilinçlendirilmelidir. Hastalığın görüldüğü ülkelere veya bölgelere seyahat edenler, enfekte tavuk çitliklerinden uzak durmalı; iyi piştiğinden emin oldukları kanatlı hayvan etlerini (etler, iç ısıları 70 °C olacak şekilde pişirilmeli veya etteki kırmızı/pembe kısımlar kayboluncaya kadar pişirmeye devam edilmelidir) tüketmelidirler. Yumurtalar sabunlu suyla yıkanmalı ve en az 5 dakika 70 °C’de pişirildikten sonra yenmelidir. Yumurta veya kanatlı etlerine temastan sonra, ellerin sabunlu suyla yıkanması da oldukça önemli bir husustur. Genel olarak ferdî hijyene de gerekli önem verilmeli, eller sık sık sabun ve bol su ile iyice yıkanmalıdır. Ayrıca, etkene bir temasın söz konusu olması halinde, etkili antiviral ilâçlarla profilâksi yoluna gidilebileceği de ifade edilmektedir. Bu amaçla, oseltamivir günlük 75 mg dozunda 7 gün süreyle kullanılmalıdır. İlâcın güvenle kullanılabileceği süre en fazla 6 haftadır.
Korunma amaçlı olarak oseltamivir aşağıdaki risk gruplarına verilmelidir.

1- Enfekte veya ölmüş hayvanların yetiştiricileri ve bu çiftliklerde bulunanlar,
2- Hastalık olduğu bildirilen çiftliklere hastalık sırasında ziyareti söz konusu olanlar,
3- Ölen hayvanları eldiven, maske, önlük ve gözlük gibi korunma önlemlerini almadan bertaraf edenlerle, aynı önlemleri almadan hayvan itlafında bulunanlar,
4- Enfekte hayvanlara ait etleri pişirmeden tüketenler.
5- Korunma amaçlı ilâç verilmesi hem virüsün baskılanarak mutasyon geçirmesinin engellenmesi, hem de morbidite ve mortalitenin engellenmesi açısından önemlidir.

Dünyanın, muhtemel bir pandemi tetikleyicisi olabileceğini düşündüğü H5N1 serotipiyle alâkalı bir aşı henüz mevcut değildir. Ancak, insandan insana bulaşabilen influenza A serotiplerinden biriyle enfekte kişi, H5N1 ile de enfekte olursa, H5N1’in diğer serotipe ait insandan insana bulaşma özelliğini alabileceği veyahut da bu etkileşimle yeni bir patojen alt tipin oluşarak insandan insana bulaşma yeteneği kazanabileceği bildirilmektedir. Yeni oluşan alt tipe karşı insanlarda koruyucu antikorlar da bulunmadığından, bu durum bir pandemi sebebi olabilecektir. Bu sebeple, herhangi bir koenfeksiyonu engellemek amacıyla, kanatlı hayvan yetiştiriciliği yapan kişilerin mevcut grip aşılarıyla aşılanmaları oldukça önemlidir. Buna ilâveten, H5N1 serotipinin doğrudan kendisinin de mutasyonla insandan insana bulaşma özelliği kazanabilmesi de söz konusudur. Zira belirtilen keyfiyet, dünya kamuoyunu da kaygılandıran en önemli hususlardır. Ayrıca, hastalığın görüldüğü ülkelere seyahat edenler, dönüşlerinde 7-10 gün süreyle sağlık durumlarını izlemeli, bu süre içinde ateş, kas ve eklem ağrılarıyla, boğaz ağrısı ve öksürük gibi solunum sistemine ait belirtilerin görülmesi halinde hekime başvurmalıdırlar. Bunların yanı sıra, virüsün 56 °C’de 3 saatte veya 60 °C’de 30 dakikada öldüğü formalin ve iyot bileşiklerine de duyarlı olduğunun belirtildiği, ilâveten virüsün, kontamine gübrede düşük ısılarda en az 3 ay canlı kalabilirken, suda 22 °C’de 4 gün, 0 °C’de ise 30 gün canlılığını sürdürebildiği de bilinmelidir.

Tavuk Vebası İle İlgili Ülkemizde Yapılan Uygulamalar

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından, kanatlılarda söz konusu hastalıkla ilgili bir çalışma yapılmış ve hastalığın ülkemizde olmadığı belirlenerek keyfiyet Uluslararası Salgın Hastalıklar Ofisine (OİE) bildirilmişti. Ancak, Manyas’ta meydana gelen hindi ölümleri ve bu hayvanlara ait numunelerden söz konusu Bakanlığa ait lâboratuvarlar tarafından avian influenza H5 serotipinin belirlenmesi, daha sonra da referans lâboratuvar tarafından hastalık etkeninin H5N1 olduğunun bildirilmesiyle, hastalığın artık ülkemizdeki kanatlı hayvanlara da geldiğini göstermektedir.

Hayvanlarda, söz konusu hastalığa karşı mücadele ve alınacak önlemlere ilişkin hususlar, 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Yönetmeliği ve bu Yönetmeliğe bağlı olarak Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca yayımlanan Tavuk Vebası Hastalığına (Avian İnfluenza) Karşı Korunma ve Mücadele Talimatnamesi ile düzenlenmiştir. Talimatnamede, hastalıkla ilgili bilgilerden teşhis yöntemlerine, numune gönderme şekillerinden korunma ve kontrol önlemlerine kadar bütün bilgiler geniş bir şekilde yer almıştır. Bunların yanı sıra Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğünce hastalığın görüldüğü ülkelere seyahat edenlere gerekli uyarılar yapılmakta ve bu ülkelerden dönen kişilerin ülkemize girişlerinde avian influenza yönünden muayenelerinin yapılması sağlanmaktadır. (Kaynak: istanbulsaglik.gov.tr)

Domuz Gribi
Kırım Kongo Hastalığı